17 Mart 2015 Salı

seo fiyatları ve seo çalışması,ndanislam bilgileri4

 seo fiyatları


seo fiyatları ve seo çalışması,ndanislam bilgileri4 bugün ben ve seo fiyatları ve seo çalışması icin sizlere güzel olan herseyi  sunuyoruz arkadaslar sizlerinde bildiginiz gibi ben  ve seo fiyatları ve
seo çalışması elimizden gelen gayreti gösteriyoruz seo fiyatları ve seo çalışması diyorki
Ebû Ya’lânın (Müsned) inde bulunan bir hadis-i şerifde (Peygamberler, kabrlerinde diri olup nemâz kılarlar) buyuruldu.Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» son hastalığında (Hayber'de yimiş olduğum yemeğin acısını her zeman duyardım. O gün yidiğim zehr, şimdi ehberimi, ya’nî avort damarımı kopar-makdadır) buyurdu. Bu hadis-i şerif, Resûlullah’ın «sallallahü aleyhi ve sellem» şehid olarak vefât etdiğini bildiriyor. Allahü teâlâ, îmrân sûresinin yüzaltmışdokuzuncu âyetinde, (Allah yolunda şehid olanları, ölü sanmayınız! Onlar diridirler) buyurdu. Resûlullah efendimizin de «sallallahü aleyhi ve sellem» bütün şehidler gibi kabrinde diri olduğu buradan da anlaşıl makdadır.Süyûti, kitâbında, (Yüksek derecedeki Veliler Peygamberleri ölmemiş gibi görürler. Peygamber efendimizin «sallallahü aleyhi ve sellem» Mûsâ aleyhisselâmı mezârında diri olarak görmesi bir [Mu’cize] idi. Evliyânın da böyle görmeleri [Kerâmet] dir. Kerâmete inanmamak, câhillikden ileri gelir) buyurmakdadır.İbn-i Habbân ve Ibn-i Mâce ve Ebû Dâvüd’ün bildirdikleri hadis-i şerifde, (Cum’a günleri bana çok salevât okuyunuz! Bunlar, bana bildirilir) buyuruldu. Öldükden sonra da bildirilir mi denildikde, (Toprak, Peygamberlerin vücûdünü çürütmez. Bir müzmin bana salevât okuyunca, bir melek bana haber vererek, ümmetinden falan oğlu filân, sana selâm söyledi ve düâ etdi der) buyurdu. Bu hadis-i şerifler. Peygamberimizin «sallallahü aleyhi ve sellem» mezârında, dünyâdakilerin bilemediği bir hayât ile diri olduğunu göstermekdedir. Zeyd bin Sehl «radıyal-lahü anh» buyurdu ki, bir gün Resûlullah’m «sallallahü aleyhi ve sellem» huzûrunda oturuyordum. Mubârek yüzü gülüyordu. Bu kadar neş’eli hiç görmemişdim. Niçin tebessüm buyurduklarını sordum. (Nasıl sevinmiyeyim? Biraz önce Ceb-râil aleyhisselâm müjde getirdi: Allahü teâlâ buyurdu ki, ümmetinden biri sana bir salevât söyleyince, Allahü teâlâ, ona karşılık olarak on salevât eder dedi) buyurdu.Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» diri iken, Eshâ-bına Allah’ın bir rahmeti, büyük ni’meti olduğu gibi, öldükden sonra, bütün ümmeti için, büyük ni’metdir. İyiliklere sebebdir.
Meh^ bin Amr diyor ki, bir gün Sa’îd bin Müseyyeb ile birlikde Ümm-i Seleme «radıyallahü anhâ» vâlidemizin odasının yanında oturuyordum. Birçok kimse, ziyâret için Hucre-i se’âdet önüne geldiler. Sa’îd, bunlara şaşıp, ne kadar ahmak adamlar! Resûlullah’ı «sallallahü aleyhi ve sellem» kabrde sanıyorlar. Peygamberler kabrlerinde kırk günden ziyâde kalırlar mı? dedi. Hâlbuki Sa’îd Medîne’deki Harre denilen felâket gününde, kabr-i se’âdetden ezân sesi işitdiğini haber vermişdir. Hazret-i Osmân, evi sarıldığı zeman, (Ben Medine’den ve Resûlullah’ın yanından ayrılıp başka yere gitmem) buyurmuş-dur. Mehâl bin Amr’ın Sa’îd’den işitdim dediği söz doğru olsaydı, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» kabrini ziyâret için çağırmazdı. Şöyle ki: Bilâl-i Habeşî hazretleri, Kudüs’ün fethinden sonra, rü’yâsında Resûlullah’dan «sallallahü aleyhi ve sellem» aldığı emr üzerine Medine’ye gidip Kabr-i se’âdeti ziyâret etdi. Müslimânların halîfesi olan Ömer bin Abdül’azîz, Şam’dan Medine’ye husûsî me’mûrla salât ve selâm gönderirdi. Hazret-i Ömer «radıyallahü anh» Kudüs’ü aldıkdan sonra, Medîne-i münevvereye dönünce, önce Hucre-i se’âdete girip, Resûlullah’ı ziyâret etdi ve salât ve selâm söyledi. [Sa’îd bin Müseyyeb, Medînedeki yedi meşhûr âlimden biri olup, 91 (m. 710) de Medînede vefât etmişdir.Mehrî diyor ki, Şam’dan Medîneye giderken, Mısır vâlîsi olan Ömer bin Abdül’azîz hazretlerine uğradım. Bana dedi ki, ey Yezidi Resûlullah’ı ziyâret se’âdetine kavuşdu-ğun zeman, Resûlullah’a benden salât ve selâm söylemeni ricâ ederim!
AbdüUah ıbn-i Ömer «radıyallahü anhümâ», her seferden dönüşde, Hucre-i se’âdete girer, önce Resûlullah’ı «sallallahü aleyhi ve sellem», sonra hazret-i Ebû Bekri, ondan sonra babası hazret-i Ömeri ziyâret edip, her birine selâm verirdi. Bunu, İmâm-ı Nâfı’, haber vermekdedir. Doğru olduğunu
Görüliyor ki, Hucre-i se’âdetin, Ravda-i mutahhera köşesi ile kıble duvarı arasına gelip mubârek başı sol tarafa almalı, tki metre uzak durmalı. Sonra yavaş yavaş, Hucre-i se’âdete doğru dönmeli ve Kıbleyi arkaya almalıdır. Sonra salât ve selâm verip, düâ etmelidir. İmâm-ı Şâfl’î ve başka imâmlar, böyle ictihâd buyurmuşlardır. Şimdi de böyle ziyâret edilmekdedir.Resûlullahın mübarek zevcelerinin odalan, mescid-i se’âdete katılmadan önce, Hucre-i se’âdetin kıble tarafında yer pek azdı. Muvâcehe-i se’âdete karşı durmak güçdü. Ziyâretçi-1er, Hucre-i se’âdetin Ravda-i mutahhera dıvanndaki kapısı önünde kıbleye karşı durup, selâm verirlerdi. Sonra imâm-ı Zeynel’âbidin, Ravda-i mütahherayı arkaya alıp, selâm verirdi. Uzun zeman böyle ziyâret edildi. Mubârek zevcelerin odaları, mescide katıldıkdan sonra, (Muvâcehe-i şerife) penceresi önünde durup ziyâret edildi.Din imâmları, Medîne-i münevverede kalacaklar ve ziyâ-retçiler için birçok edeb ve şartlar bildirmişlerdir. Bu şartlar ve edebler, fıkh ve menâsik kitâblarında yazılıdır. (Mlr’ât-ül-Haremeyn) kitâbınm yazan Eyyûb Sabri paşanın (Tekmile-tül-menâsik) kitâbında hepsi uzun ve açık yazılıdır.îslâmiyyetde ilk yapılan türbe, Resûlullahın medfûn olduğu (Hucre-i muattara) dır. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimiz, çok sevdiği zevcesi Aişe «radıyallahü anhâ» vâlidemizin odasında, hicretin onbirinci 11 [m. 632] senesi, Rebî’ulevvel ayının onikinci pazartesi günü, öğleden önce vefât etdi. Çarşamba gecesi, bu odaya defn edildi.Âişe «radıyalahü anhâ» hazretlerinin odası, üç metre yüksekliğinde, kerpiçle hurma dallarından yapılmışdı. Biri garb, öteki şimal tarafında iki kapısı vardı. Garb kapısı, Ravda-i mutahhera tarafındadır. Hazret-i Ömer halîfe iken, onyedi senesinde, Mescid-i se’âdcti genişletirken, Hucre-i se’âdetin etrâfına kısa bir taş dıvar çevirdi. Abdüllah bin Zübeyr halîfe iken, bu divân yıkıp, siyah taş ile yeniden sağlam yapdırdı. Bu dıvarın üstü açık olup, şimal tarafında bir kapısı vardı. Abdüllah bin Zübeyr, 73 [m. 692] de şehîd edildi.Hazret-i Hasen, kırkdokuz senesinde vefât edince, vasıyyeti gereğince, hazret-i Hüseyn, kardeşinin cenâzesini Hucre-i se’âdet kapısına getirip, düâ ve istigâse edeceği zeman, buraya defn edeceklerini sana-rak,içeri sokmasını istemiyenler oldu. Gürültüyü önlemek için, içeri sokulmayıp. Bakî’ kabristânına defn olundu. İleride böyle çirkin hâller olmaması için, dıvarın ve odanın kapısını dıvarla örüp, kapatdılar.Emevî halîfelerinin akıncısı olan Velîd, Medîne vâlîsi iken, divân yükseltdi ve üzerini küçük bir kubbe ile örtdü. Üç kabr, dışardan görülemez ve içeri girilemez oldu. Ömer bin Abdül’-azîz «rahmetullahi aleyh», Medîne-i münevvere vâlîsi iken, 88 [m. 707] senesinde, halîfe Velîdin emri ile, zevcât-ı tâhirâtin odalarını yıkdınp, Mescid-i se’âdeti genişletirken, bu dıvarın etrâfına ikinci bir dıvar yapdırdı. Bu dıvar beş köşeli idi. Hiç kapısı yokdu.Irak’da Zengîlerin idâre etdiği Atabekler devletinin veziri, ya’nî başvekili ve Salâhaddîn-i Eyyûbî’nin amcası oğlu olan Cemâleddîn-i Îsfehânî, beşyüzseksendört 584 [m. 1189] senesinde, Hucre-i se’âdetin dış divan etrâfına sandal ve abanos ağaçlarından bir parmaklık yapdırdı. Parmaklık, mescidin tavanına kadar yüksekdi. Fekat, birinci yangında yandı. Altı-yüzseksensekiz (688) senesinde demirden yapılıp yeşile boyandı. Bu parmaklığa (Şebeke-i se’âdet) denir. Şebeke-i se’âdetin kıble tarafına (Muvâcehe-i se’âdet), şark tarafına (Kadem-i se’âdet), garb tarafına (Ravda-i mutahhera) ve şimal tarafına (Hucre-i Fâtıma) denir. Mekke-i mükerreme şehri, Medîne-i münevvere şehrinin cenûbunda olduğu için, Mescid-i nebinin ortasında, ya’nî Ravda-i mutahherada, kıbleye dönen kimsenin sol tarafında Hucre-i se’âdet, sağ omuzu tarafında ise, Minber-i şerîf bulunur.Hicretin ikiyüzotuzikinci 232 [m.847] senesinde, Şebeke-i se’âdetin bulunduğu yer ile dış dıvarlarının arasına ve bu yerin dışına mermer döşendi. Mermerler, zeman zeman değişdirildi. Son olarak sultân Abdülmecîd hân döşetdi.Hucre-i se’âdetin beş köşeli dıvârları yapılırken üzerlerine bir de küçük kubbe yapılmışdı. Bu kubbeye (Kubbe-tün-nûr) denir. Osmânlı pâdişâhlarının gönderdikleri (Kisve-i şerife) bu kubbe üzerine örtülürdü. Kubbe-tün-nûr üzerine gelen, Mescid-i se’âdetin büyük yeşil kubbesine (Kubbe-tül-hadrâ) denir. Şebeke-i se’âdet denilen parmaklığın dış tarafına örtülen kisve, Kubbe-i hadrâ altındaki kemerlere asılırdı. Bu iç ve dış perdelere (Settâre) denir. Şebeke-i se’âdetin şark, garb, şimâl Kıyamet ve Ahıret —F. 10İmâm-i Beyhekî bildiriyor ki, Abdüllah ibni Ömer buyurdu ki, Cum’a günü, güneş doğmadan önce, babam hazret-i Ömer ile, şehîdleri ziyârete gitdik. Babam hepsine selâm verdi. Selâmına cevâb işitdik. Bana, sen mi cevâb verdin dedi. Hayır şehîdler cevâb verdiler dedim. Beni sağ tarafına geçirip, herbirine ayrı ayrı selâm verdi. Her kabrden, üçer defa cevâb işitdik. Babam, hemen secdeye kapandı. Allahü teâlâya şükr eyledi. Hazret-i Hamza ile, kızkardeşinin oğlu Abdüllah bin Cahş ve Mus’ab bin Umeyr bir kabrdedir. Yetmiş şehîdden, geri kalanları da, ikisi üçü bir kabrdedir. Birkaçı da Bakî’ kabristanındadır. [Bu şehîdlerin hepsinin ismleri,(Mir’ât-i Medine) de yazılıdır].kiyüzelliyedinci sahîfesinde, (Ebû Dâvüdün rivayet etdiği hadîsde bana salevât okuyunuz! Her nerede okursanız okuyunuz. bana bildirilir denildi. Demek ki, uzakda yakında okumak arasında ayrılık yokdur. Kabri bayram yeri gibi yapmağa hâcet yokdur) diyor.Hucre-i se’âdeti ziyârete ihtiyâç olmadığını göstermek için, Resûlullahın, salât ve selâmdan haber aldığını yazmış, farkında olmıyarak, kendi kendisini yalanlamışdır. Ölü his etmez, duymaz diyordu. Şimdi de, haber aldığını yazıyor. Sözleri birbirini tutmuyor.Dörtyüzonaltıncı sahîfesinde, (ölüler kendilerine söylenileni duymazlar, ölüden düâ, şefâ’at istemek, ona tapınmak olur) diyor.Resûlullahın, kendisine okunulan salevâtdan haberdar olduğunu yazması ve yukarıdaki yazısı, birbirlerine uymamak-dadır. Bundan başka, Ebû Dâvüd’deki hadîs-i şeriflerden birini yazıyor. İkincisini yazmak işine gelmiyor. Hadîs âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî, (Medâric-ün-nübüvve) kitâbının üçyüzyetmişsekizinci sahîfesinde diyor ki, Ebû Dâvüdün Ebû Hüreyreden haber verdiği hadîs-i şerîfde, (Bir kimse bana selâm verince, Allahü teâlâ, rûhumu bana geri verir. Onun selâmını işitir, cevâb veririm) buyuruldu. İbni Asâkirin haber verdiği hadîs-i şerîfde (Kabrim yanında, bana salevât okununca, o sale-vâtı işitirim) buyuruldu. Vehhâbîlerin, Peygamber ölüdür, işitmez demelerinin yalan olduğu buradan da anlaşılmakdadır.
İkiyüzyetmişbir ve sonraki sahîfelerinde, (Ümmetimin üzerine sapık imamlar gelmesinden korkuyorum buyuruldu. Ya’nî müslimânları sapıtdıran âmirler, âlimler gelecek, kitâba uymı-yan fetvâlar vereceklerdir. Bunlardan birçoğu derdleri, dileği olan,Ben Allaha çok yaklaş-dım. İbâdet yapmak, benden afv edildi der. Evliyâ, dilediğine yardım eder. Dilekler, onlardan istenilir. Sıkışanlar, onların dirilerine ve ölülerine sarılınca se’âdete kavuşurlar. Onlar, dilediklerini yapar. Kerâ-met gösterirler. Levhilmahfûzu bilirler. İnsanların gizli düşüncelerini anlarlar. Peygamberlerin ye Evliyânın mezârlarına türbe yağdırırlar. Bunlar, Allahdan başka şeylere tapınmakdır. Hadîsde, münâfıklar hak sözleri söyliyerek aldatırlar denildi. Hadîsde. ümmetimden çokları putlara tapınmadıkça kıyâmet kopmaz denildi. Kabrlere tapınan, Allaha şirk edinenler, buna ne diyecekler? Son senelerde putlara tapınmak fitnesi o kadar artdı ki, kimse görmez oldu. Muhammed bin Abdülvehhâb ortaya çıkıp, bunu önledi. Hükümetler buna karşı durmak istediler ise de, adı her yere yayıldı. Buna inanan da, inanmıyan da çok oldu. Ebû T âhir diyor ki. Sü'ûd oğulları, Abdülvehhâb oğlunun tevhîd bayrağını Arabistânın her yerine ulaşdırdı. Şirkin yayılmasını önlemek, şirki yok etmek lâzımdır. Kabrler üzerine yapılan türbeler de böyledir. Her türbe puthâne olmuşdur. Yeryüzünde bunları hiç bırakmamalıdır. Bunların çoğu Lât ve Uzzâ putları gibidir. Müslimân-ların çoğu müşrik oldu. Ümmetimden otuz deccâl çıkacakdır hadîsi meşhurdur. Seyyid Sıddîk Hasen hân (Kitâbül-izâga) sında, bu dec-câllardan birinin firenk habîsi gulâm Ahmed Kadıyânî olduğunu yazmakdadır. Bu hindli kâfir, önce Mehdî olduğunu söyledi. Sonra, hıristiyan devletin yardımı ile. Peygamber olduğunu bildirdi. Abdüllah ibni Zübeyrin hilâfeti zemanında ortaya çıkan Muhtâr Sekafîde, bu deccâllardan biri idi. Ehl-i beyti sevdiğini, hazret-i Hüseynin kâtil-lerinden intikâm alacağını söyledi. Çok müslimân öldürdü. Sonra, Peygamber olduğunu, kendisine Cebrâil geldiğini söyledi) diyor.
Vehhâbî kitâbı, müslimânlann üzerine sapık, dinsiz hükümetlerin ve din adamlarının geleceğini haber veriyor. Evet öyle olacağını hadîs-i şerifler bildirmişdir. İslâm âlimleri, bu sapık din adamlarının Vehhâbî sapıkları olduğunu, müslimânları doğru yoldan çıkardıklarını sözbirliği ile bildirmekdedir. Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, Vehhâbîlerin sapık olduklarını yazmakdadır. Sapık hükümetlerin de,Sü’ûd oğulları olduğu meydandadır. Paraları çok olduğundan, İslâm memleketlerinde Vehhâbî câsûsları ele geçirip, bu satılmış mezhebsiz ajanları ile müslimânları aldatıyorlar. Bozuk kitâblar basdırarak, Ehl-i sünneti yıkmağa, Ehl-i sünnetin büyük âlimlerine, velîlerine leke sürmeğe çalışıyorlar.İmâm-ı Rabbânî, ikiyüzellibeşinci mektûbda buyuruyor ki, (Hazret-i Mehdî, islâmiyyeti yayacak. Resûlullahın sünnetlerini ortaya çıkaracak. Bid’at işlemeğe ve bid’atları müslimân-lık olarak yaymağa alışmış olan Medînedeki din adamı,
Çok fâide^ hâsıl olur. Kabr ziyâretine izn verilmiş olması, bu fâidenin hâsıl olması içindir. Bundan başka, gizli fâideleri de yok değildir. [îbni Abidîn, (Reddülmuhtâr) kitâbının önsözünde diyor ki, imâm-ı Muham-med Şâfı’î, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfeye karşı çok edebli, saygılı idi. (Ebû Hanîfe ile bereketleniyorum. Kabri yanına gidiyorum. Güç bir süâl karşısında kaldığım zeman, kabri yanında iki rek’at nemâz kılıp, Allahü teâlâya düâ ediyorum. Cevâbı hemen hâtırıma geliyor) buyurmuşdur]. Kabrdekinın rûhu ile ziyâretcinin rûhu, birer ayna gibidir. Işıkları birbirlerine aks eder. Ziyâret eden, kabre bakıp, Allahü teâlânın kazâsma râzı olup, rûhu bunu duyunca, ilmi ve ahlâkı feyzlenir. Bu feyz, kabrdekinin rûhuna aks eder. Meyyitin rûhuna, cenâb-ı Hak-dan gelmiş olan ilm ve feyzler de, ziyâret edenin rûhuna aks eder. Şâfı’î âlimlerinden Alâüddin Alî bin İsmail, (El-a lam fi-Hayât-il-enbiyâ aleyhimüssalâtü vesselam) kitâbmda diyor ki. Peygamberlerin ve bütün müslimânların rûhları, kabrlerine ve anıldıkları yerlere inerler. Rûhların, kabrleri ile bağlılıkları vardır. Bunun için, kabr ziyâreti müstehabdır. Kendilerine verilen selâmı işitirler ve cevâb verirler. Hâfız, ya’nî hadîs âlıını Abdülhak Eşbîlî (Akıbet) kitâbmda diyor ki, hadîs-i şerîfde (Bir kimse, tanıdığı bir mü’min kardeşinin kabrine gelip, ona selam verince, meyyit onu tanır ve selâmına cevâb verir) buyuruldu. Fahreddîn Gazanfer Tebrîa diyor ki, birşeyi çok düşünür, hiç anlıyamazdım. Hocam Tâceddîn-ı^ Tebrızmın kabn başında oturup düşündüm. Anladım. Ba’zı âlimler (İşlerinizde şaşırdığınız zeman, kabrdekilerden yardım isteyiniz) hadîs-i şerifindeki (kabrde olanlar), (Ölmeden önce ölünüz!) emrine uyarak, tesavvuf yolunda yükselmiş olan evliyâdır dediler). Ahmed ibni Kemâl efendinin yazısı temâm oldu. [îbnı Abıdın, 1252 [m. 1836] da Şamda, Alî bin îsmâil 729 [m. 1329] da ve Abdülhak Eşbîlî Mâlikî, 582 [m. 1187] de vefât etmişlerdir].Bu hadîs-i şerifin açıklanması, (El-Besâir li-münkir-it-tevessüH bi-ehl-il-mekâbir) kitâbmda uzun yazılıdır.
Kitaba, âyet-i kerîmeleri ve hadîs-i şerifleri ve Ehl-ı sünnet alimlerinin hak sözlerini doldurup, aralarına sapık inançları serpı^ırmış^ Hadîs-i şerife uyarak, sıkıntılarını gidermek için. yardım istiyen müslimânlara müşrik demekdedir. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» kabrdekilerden yardım isteyiniz buyuruyor. Vehhâbîler ise, böyle yapanlara müşrik diyor. Bu hadîs-i şerifi yasak ediyorlar. Resûlullahm emrine şirk diyorlar. Böyle yapmalan, hadîs-i şeriflerde bildirilmiş olan deccâllar-dan birinin de, Vehhâbîler olduğunu göstermekdedir.Kitâbının yüzaltmışsekizinci sahîfesinde, (Evliyâ kerâmet olarak, diri ve ölü iken, istediklerine yardım edermiş. Şaşırdıkları, siKişdıkları zeman, onlara yalvarıyor, yardım istiyorlar. Kabrlerine gidip, sıkıntılarının giderilmesini istiyorlar, ölülerin kerâmet yapacaklarını zan ediyorlar. Bunlara Ebdâl, Nükabâ, Evtâd, Nücebâ, yetmişler, kırklar, yediler, dörtler, Kutb, Gavs gibi ismler takıyorlar. Bunların yalan olduğunu İbnül-Cevzî ve ibni Teymiyye bildirmekde-dir. Bunlar Kur’ân-ı kerime karşı gelmekdir. Evliyânın diri ve ölü iken birşey yapacağını Kur’ân red etmekdedir. Herşeyi yapan Allahdır. Başkaları birşey yapamaz. Âyet-i kerîmeler, ölüde his ve hareket olmadığını bildiriyor, ölü, kendine birşey yapamaz. Başkalarına hiç yapamaz. Allah, ruhların kendi yanında olduğunu bildiriyor. Bu zındıklar ise, ruhlar serbest olup, dilediklerini yaparlar diyorlar. Bunların kerâmet olduğunu söylemeleri de yalandır. Kerâmeti, Allah dilediği velîsine verir. Kendi istekleri ile olmaz. Sıkıntılı zamanlarda, onlardan yardım istemek, dahâ çirkindir. Peygamber, melek ve velî, kimseye iyilik ve kötülük yapamaz. Diri olan kimseden maddî yardım istemek câizdir. Fekat maddî olmıyan, görülmiyen şeyler için, Allahdan başkasına yalvarılmaz. Hastanın, boğulacak olanın, fakîrin. Peygamberlerden, ruhlardan, velîlerden ve başka şeylerden yardım istemeleri şirkdir. Bunlara kerâmet demek, puta tapanların koyduğu bir ismdir. Allahın Evliyâsı böyle olmaz) diyor. İkiyüzdol^andokuzuncu sahîfesinde:seo fiyatları ve seo çalışması,ndanislam bilgileri4 sizin icin sundu.


seo çalışması

seo fiyatları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder