16 Mart 2015 Pazartesi

seo çalışması ve seo fiyatları,ndan islam bilgileri2

 seo fiyatları


seo çalışması ve seo fiyatları,ndan islam bilgileri2 bugün sizin icin en güzel yazılarımızı
seo çalışması ve seo fiyatları olarak sizlere sunuyoruz biliyoruz ki yazılarımızı okuyorsunuz ve bizlere dua etmenizi istiyoruz seo çalışması ve seo fiyatları ile birlikte sizlere herzman oldugu  gibi cok  emek veriyoruz ve sizinde bildiginiz   gibi  seo çalışması ve seo fiyatları diyorki Imâm-ı Gazâli «rahmetullahi aleyh» burada ahvâl-i âhi-reti gâyet kısa bir şeklde beyân eylediğini haber veriyor. Diyor ki, biz bu kitâbda, Ehl-i sünnetin tarîklerine Müslimânlar sülük etsin için, ihtisâr kasd eyledik. İslâmiyyetin aleyhine olan bid’atlere [Mezhebsizlere, dinde reformculara] iltifât etme! Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden Ehl-i sünnet âlimlerinin çıkardıklan, anladıkları ma’nâlara sarıl! Başkala-nnın uydurduğu bid’atlere aldanma! Onlardan sakın! Zîrâ, o bid atler insan şeytânlarından gelir. Bu sebebden, mü’minleri, Ehl-i sünnet yoluna satılanları tebşir eyle!Allahü teâlânm emni ve keremi ve ihsânı ile, ismet ve muvaffakiyyet isteriz. Âmîn ve hasbünallah ve ni’mel-vekîl ve sallallahü alâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în.Ey oğul! Ben seni kısvelendırdım. Urba giydirdim ki, kendin libâsa kâdir değildin. Sem doyurdum ve suvardım ki, bunlardan elbette sen aciz İdin ve çocukluğunda seni muhâfaza eyledim ki def-i mazarrata ve celb-i menfe’ate kâdir değildin. Nice meyveleri benden taleb eyledin. Satın alıp sana getirdim. Sana dînini imanını öğretdim. Seni Kur’ân-ı kerîm hocasına gönderdim. Lakın işte kıyâmetin şiddetini görüyorsun.
 Bana bir hasene ver ki, Mîzânım onun sebebi ile ziyade olsun) der. Oğlu ondan kaçar ve der ki; (O bir haseneye, ben senden ziyâde muhtâcım).
Koca ve karı bırbırlerıyle bu mu’âmeleyi eder. Ve kardeş kardeşle bu mu’-ameleyı ederler, işte Allahü teâlâ hazretlerinin (Abese) sûresinde (Yevme yenrrül mer’ü min ahîhi...) kavli celîl-i İlâhîsinin ma naşı budur.Hadîs-i şerîfde vârid oldu ki, (Nâs uryân oldukları hâlde haşr olunurlar). Hazret-i Aişe-i Sıddîka «radıyallahü anhâ» validemiz bunu ışitdikleri vakt, (Ba’zısı ba’zısına bakarlar) buyurdu Hazret-ı Peygamber efendimiz (Abese) sûresindeki (Yevm-ı kıyametde herkesin hâli, kendisini diğerinin hâl ve şanından ığna eder) âyetini okuyuverdiler. Hazret-i Peygam-ber, bu hadıs-ı şerîfı ile murâd buyurdular ki, kıyâmet gününün şiddeti İle meşakkati, insanların ba’zısını ba’zısına bakmakdan meşgul eder.Nâs bu zemanda bir yerde cem’ olunurlar. Onlann üze-nne siyah bir bulut gelir. O bulut nâs üzerine (Suhûf-i müneş-şere) yağdınr. Mü’minin sahîfesi, sanki gül yaprağı üzerine yazdmışdır. Kâfirlerin ise, sedir yaprağı üzerine yazılmış
KIYAMET VE ÂHIRET KİTABININ SON SÖZÜ Dünyâda ve âhıretde se’âdete kavuşmak için, (Ehl-i sünnet rtikâdı)nı öğrenip, îmânını buna göre düzeltmek, bundan sonra, fıkh bilgisi öğrenip, onunla amel etmek ve cenaba Hakkın dostlarını, sevgili kullannı sevmek ve İslâm dininin düşmanlarını tanıyıp, onlara aldanmamak lâzımdır. Ehl-ı sünnet i’tikâdını ve farzlardan ve harâmlardan lâzım olanları öğrenmek, her müslimâna farz-ı ayndır. Bunları öğrenmemek suç-dur, büyük günâhdır. Öğrenilmesi “™rî olan bu bılgder, doğru ve açık olarak (TAM İLMİHAL — SE ADET-I EBE DİYYE) ve (İslâm ahlâkı) kitâblannda yazılıdır. Her muslıman Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından toplanarak hâzırlanmış olan bir ilmihâl kitâbı alıp, çoluğuna çocuğuna, arkadaşlanna, sevdiklerine okutmalıdır. Dünyâya ve âhırete fâıdesı olmıyan, hattâ zararlı olan dîni ve ahlâkı bozan bölücü gazete, mecmu a ve kitâblan okumamalı, lüzûmlu ve fâideli olan kıtablan okuyup, öğrenmelidir. Lüzûmlu kitâblardan bin, .mam * Rabbani -nin «kuddisc sirruh» (Mcktûbât) adındaki kitabıdır. O ıslam güneşinin, o gizli hâzinenin, o esrar deryasının, gözlerin görmediği kulakların duymadığı, o ma rifei pınarının “Hak Yolun Vcsîkalan” kitabında kısaca yazanık, Hak aşıklarının gönüllerine birkaç damla sunmanın fâideli olacagunı düşündük. Hadîs-i şerîfde: (Evliyânın anıldığı yere rahme iner) buyuruldu. Bu liadîs-i şerif. Evliyayı severek hatırlayanın, leyz ve berekete kavuşacağını haber veriyor. Herkes muhabbeti mıkda-rınca, o büyüklerin feyzlerinden ve nûrlarmdan istifade eder. Onl^ rın bakışları deva, sohbetleri hasta ve olu kalblere sıladır. Onları gören, Allahü teâlâyı hâtırlar. Şimdi onları bulmak, görme imkânsız oldu ise de, kitâblannı okuyup, yüksek, seçilmiş olduklarına inanan ve bunun için onları seven, onların ruhlarından fey z alır, fâidelenir. Bu husûsda, bu cildin içinde okuyacağınız, (Müslimâna nasîhat) kitâbında geniş bı\& vardır. Peygamberler «aleyhimüsselâm», kulları Allahü tealaya yak-laşdıran vâsıta ve 'sağlam ipdirler. Hadîs-i şerîfde ya’nî (Râsih ilmli âlimlerin, Peygamberlerin varıslen olduğu) bildirildi. Bunun için, Evliyâ da «aleyhımürrahme», böyle vâsıta ve ipdirler. Kur’ân-ı kerîmde: (Allahü tealaya yaklaşmak için vesile arayınız!) buyuruluyor. Bu vesilelerin en buyuklerm-Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimizin huzûmna gelip, (Çok günâh işledim. Tevbem kabul olur mu?) dedikde, (Kvet, olur) buyurdu. O günâhları işlerken. O, görüyor mu idi? dedi: (Evet) buyurunca, Habeş, bir Âh! çekdi ve yıkılıp cân verdi. îmân ve hayâ böyle olur. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem» buyurdu ki, (Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet ediniz! Siz, O’nu görmüyorsanız da, O sizi görüyor). O’nun gördüğüne inanan, O’nun beğenmediği birşeyi yapabilir mi? Büyüklerden biri, bir talebesini, başkalarından dahâ çok severdi. Ötekiler, bu hâle üzülürdü. Her birine bir kuş verip, (Bunu, kimsenin görmediği bir yerde kesip getiriniz) dedi. Hepsi tenhâ bir yerde kesip getirdi. O talebe ise, kesmeden getirdi. (Niçin sözümü dinlemedin, cânlı getirdin?) buyur-dukda, (Kimsenin görmediği bir yer bulamadım. O, heryeri görüyor) dedi. Diğerleri, bunun müşâhede makâmmda olduğunu anladılar. Mısr mâliye nâzırınm zevcesi olan Zelîha, Yûsüf aleyhisselâmı, kendisine çağırınca, önce kalkıp büyük olduğunu sandığı, bir heykelin yüzünü örtdü. (Bunu, niçin örtdün?) buyurdukda, ondan utandığım için, dedi. (Sen, bir taş parçasından utanıyorsun da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan, Rabbimin görmesinden utanmaz mıyım?) buyurdu. Biri, Cüneyd-i Bağdâdîden (207 - 298 [m.910] Bağdâdda) «kuddise sirruh» sorup, (Sokakda, kadınlara, kızlara bak-makdan kendimi men’ edemiyorum. Bu günâhdan kurtulmak için ne yapayım?) dedikde, (Allahü teâlânın seni, senin o kadını görmenden dahâ çok gördüğünü düşün!) buyurdu. Peygamberimiz «sallallahü aleyhi ve sellem» buyurdu ki: (Allahü teâlâ, Adn ismindeki Cenneti, şu kimseler için hazırladı ki, günâh işliyecekleri zeman, O’nun büyüklüğünü düşünüp, O’n-dan hayâ ederek, günâhdan kaçınırlar).
Kadınların, saçları, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları harâmdır. îmânı olan kadınlar, Allahü teâlânın gördüğünü düşünmeli, yabancı erkeklere çıplak görünmemeli-dir]. Abdüllah ibni Dînâr diyor ki, Ömer «radıyallahü anh» ile Mekke-i mükerremeye gidiyorduk. Bir çoban, sürüsünü dağdan indiriyordu. Halîfe «radıyallahü anh» buyurdu ki, bu koy unlardan birini bana sat! Ben köleyim. Bunlar benim malım değil, dedi. Efendin ne bilecek, kurt kapdı dersin! O bilmezse, Allahü teâlâ biliyor ya, deyince Ömer «radıyallahü anh» ağladı ve efendisini bulup, bu köleyi satın aldı ve âzâd etdi ve (Bu sözün, seni bu dünyâda âzâd etdiği gibi, o cihânda da âzâd eder) buyurdu.Üçüncü iş, amellerden sonra yapılacak muhâsebe-dir. Her gün yatarken, o gün yapdığı işler için nefsi hesaba çekmeli, sermâyeyi, kârdan ve zarardan ayırmalıdır. Sermâye farzlardır. Kâr da, sünnetler ve nâfılelerdir. Ziyân ise, günâhlardır. İnsan, ortağına aldanmamak için, onunla hesâblaşdığı gibi, nefse karşı dahâ uyanık davranmak lâzımdır. Çünki nefs, çok hileci ve yalancıdır. Kendi arzularını, sana iyi, fâideli gösterir. Her mubâhı bile sormalı, bunu niçin yapdın demelidir. Zararlı birşey yapdı ise, tazmin etdirmeli, ödetmelidir. îbnissamed, büyüklerden idi. Altmış hicri senelik hayâtının hesâbını yapdı. Yirmibirbinbeşyüz gün idi. Âh! Her gün, en az, bir günâh yapmış isem, yirmibirbinbeşyüz günâhdan nasıl kurtulurum? Hâlbuki, öyle günlerim oldu ki, yüzlerce günâh işlerdim, diye düşünerek, bir feryâd edip yıkıldı. Bakdılar, rûhunu teslim etmişdi.Fekat, insanlar, kendilerini hesâba çekmiyorlar. Eğer her günâh işledikde, odasına bir kum koysa, bir kaç sene içinde oda kum ile dolar. Eğer, omuzlarımızdaki kâtib melekler, her günâhı yazmak için, bir kuruş isteseydi, malımızın hepsini vermemiz lâzım gelirdi. Hâlbuki, gaflet ile, çeşidli düşünceler ile, birkaç sübhânallah desek, teşbihi alır, sayar, yüz kerre söyledim deriz de, her gün boşuna, nice şeyler söyleriz, bunları saymayız. Saymış olsak, her gün, binleri aşar. Sonra da, terâzide sevâb kefesinin ağır basacağını umarız. Bu nasıl akl-dır. İşte, Ömer «radıyallahü anh», bunun için buyurdu ki; (Amelleriniz dartılmadan evvel, kendiniz dartınız!). Ömer «radıyallahü anh» her akşam, kamçı ile ayaklarına vurup, bugün niçin böyle yapdın? derdi. İbni Selâm, odun yüklenmiş, taşıyordu. Sen hammal mısın? dediklerinde, nefsimi tecribe ediyorum, bakalım nasıl olacak, dedi. Enes «radıyal'ahü anh» [9Fde vefât etdi] diyor ki, Ömer’i gördüm, kendi kendine diyordu ki, (Yazıklar olsun sana ey nefsim ki, sana, emir-ül-mü’minin diyorlar. Yâ Allahdan kork veyâ O’nun azâbına hâzırlan!).Dördüncü iş, nefse cezâ yapmakdır. Nefs ile hesâb yapıp, kusûrlarını görüp, cezâ verilmez ise, cesâret bulur, şımanr. Kendisi ile başa çıkılamaz. Şübheli şey yimiş ise, aç bırakmalı, yabancı kadınlara bakmış ise, iyi mubâhlara bak-dırmamalı. Her a’zâya böyle cezâ vermelidir.Aklı olan, buna kıymet verme/. Hattâ, ba’-zıları, (Geçici olan hayr, sonsuz kalan şerden dahâ kıymetsizdir) dedi, insanın herbir nefesi, kıymetli bir cevher gibidir ki, bunlardan bir hazîne yapılabilir. Asi bunu hesâb etmek îcâb eder. Aklı olan kimse, hergün, sabâh nemâzından sonra, hatırına hiçbirşey getirmeyip, ortağı olan nefsine demelidir ki: (Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka birşeyim yokdur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes, hiçbir şeyle tekrâr ele geçemez ve nefesler sayılıdır, azalmakdadır. Omr bitince, ticâret sona erer. Ticârete sarılalım ki, vaktimiz azdır ve âhıret uzun ise de; orada ticâret ve kâr olmaz. Bu dünyâ günleri, o kadar kıymetlidir ki, ecel gelince, bir gün izn istenir, fekat ele geçemez. Bugün, bu ni’met elimizdedir. Aman nefsim, çok dikkat et de, bu büyük sermâyeyi elden kaçırma! Sonra ağlamak,sızlamak, fâide vermez. Bugün, ecelin geldiğini, dahâ bir gün müsâ’ade etmeleri için, yalvardığını, sızladığını ve sana, bir gün bağışladıklarını ve şimdi, o günde bulunduğunu, farz et! O hâlde, bu günü elden kaçır-makdan, bununla, se’âdete kavuşmamakdan dahâ büyük ziyân olur mu? Yarın ölecekmiş gibi, dilini, gözlerini ve yedi a’zânı harâmdan koru!Cehennemin yedi kapısı var, demişlerdir. Bu kapılar senin yedi uzvundur. Bu uzvlan harâmdan korumaz isen ve bugün ibâdet yapmaz isen, seni cezâlandırırım! Nefs âsî, emr-leri yapmak istemez ise de, nasihat dinler ve riyâzet yapmak, istediklerini vermemek, ona te’sîr eder. İşte nefs muhâsebesi böyle olur. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» buyurdu ki, (Akili kimse, ölmeden önce hesâbını gören, ölümden sonra kendisine yanyacak şeyleri yapan kimsedir). Bir kerre de buyurdu ki; (Yapacağın her işi, önce düşün, Allahü teâiânın razı olduğu, izn verdiği bir iş ise, onu yap! Böyle değilse, o işden kaç!). İşte hergün, nefs ile böyle şartlaşmalıdır.İkinci iş, murâkabedir. Ya’nî, nefsi kontrol etmek, ondan gâfıl olmamakdır. Ondan gâfıl olursan, kendi şehvetlerine ve tenbelliğine döner. Allahü teâiânın, her yapdığımızı, her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar, birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, hem dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin, işleri ve düşünceleri edebli olur. Zâten buna inanmıyan kâfirdir. İnanıp da, muhalefet etmek ise, büyük cesâretdir. Allahü teâlâ buyuruyor ki : (Ey inşân! Seni her ân gördüğümü bilmiyor musun?). Gusl etmeğe kalkarken, nefsi tenbellık etdı ve hava soğuk, hasta olursun, sabr et, yarın hamama git dedi. Antâri ile gusl etmeğe yemin eyledi. Öyle yapdı ve Allahü teâiânın emrinde gevşeklik yapan nefsin cezası budur, dedi.
Birisi, bir kıza bakdı, sonra pişmân olup, cezâ olarak serin su içmemeğe yemin etdi ve içmedi. Ebû Talha, bağında nemaz kılıyordu. Güzel bir kuş, yanına kondu. Ona dalarak, kaç rek at kıldığını şaşırdı. Nefsine cezâ olarak, bağı fakirlere sadaka verdi. [Ebû Talha Zeyd bin Sehl-i Ensârî, Eshâb-ı kıramdandır. Bütün gazâlarda bulundu. Cesûr idi (34) yılında 74 yaşında vefât etdi]. Mâlik bin Abdüllah-il Hes’amî diyor kı, Rebahul Kaysî gelip babamı sordu. Uyuyor dedim ikindiden sonra yatılır mı dedi ve gitdi. Arkasından gitdim. Kendi kendine: Ey boşboğaz! Senin nene lâzım ki, başkasının yatmasına karışırsın. Ahdim olsun ki, bir sene başını yasdığa koymıyacaksın, diyordu. Temîm-i Dârî, bir defa uykuya dalıp, akşam nemâzını kaçırmışdı.. Nefsine cezâ olarak bir sene uyumamağa ahd etdi. [Temîm-i Dârî Eshâb-ı kirâmdan ıdıj. Mecma’, büyüklerden idi. Bir pencereye bakarak, bir kız gördü. Bir dahâ yukarı bakmamağa ahd etdi.
Beşinci iş, mücâhededir ki, ba’zı büyükler, nefsleri kabâhat yapınca, cezâ olarak çok ibâdet ederlerdi. Abdüllah ibni Ömer «radıyallahü anhümâ» bir nemâzda, cemâ’ate yetişmeseydi, bir gece uyumazdı. Ömer «radıyallahü anh», bir cemâ ati kaçırdığı için, ikiyüzbin dirhem gümüş kıymetindeki bir malı sadaka verdi. Abdullah ibni Ömer «radıyallahü anhümâ», bir akşam nemâzını gecikdirmişdi. Hava kararıp iki yıldız görünmüşdü. Bu kadar gecikdirdiği için, iki köle âzâd eyledi. Böyle yapanlar çokdur. Nefsine ibâdetleri seve seve yapdıramıyan kimseye en iyi ilâç, sâlih bir zâtın yanında bulunmakdır. Onun, ibâdetleri zevk ile yapdığını görerek, kendi de alışır. Birisi diyor ki, ibâdet yapmak için, nefsimde tenbellik gördüğüm zemân, Muhammed bin Vâsî’ ile sohbet ediyorum. Onunla birlikde bulunmakla, nefsimin bir hafta içinde,ibâdetleri seve seve yapdığını görüyorum. Din bilgisi, aklı ve ihlası olan bir Allah adamını bulamıyanlar, dahâ evvel yaşamış, sâlih insanların hayâtını okumalıdır. Ahmed bin Zerîn, sabâhdan akşama kadar, bir tarafâ bakmazdı. Sebebini sordular. Allahü teâlâ, gözleri, dünyâdaki intizâma, zerredenmezse, bir gün elbette gelecek. Başına gelecek şeyi, geldi bil! Çünki, ölüm kimseye vakt ta’yîn etmemiş ve gece veyâ gündüz, çabuk veyâ geç, yazın veya kışın gelirim dememişdir. Herkese ânsızın gelir ve hiç ummadığı zemânda gelir. İşte ona hazırlanmadın ise, bundan dahâ çok ahmaklık olur mu? O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!Günâhlara dalmışsın. Allahü teâlâ, bu hâlini görmüyor sanıyorsan, kâfirsin! Eğer gördüğüne inanıyorsan, çok cüretkâr ve hayâsızsın ki, O’nun görmesine ehemmiyyet vermiyorsun! O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!seo çalışması ve seo fiyatları hazırladı ve sundu.


seo çalışması

seo fiyatları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder